Bu yazımda, geçenlerde severek izlediğim ve duygusu itibariyle beni oldukça içine çeken, karavan ile uzun bir romantik yolculuğu konu alan 303 adlı Alman filminden bahsedeceğim.

Filmin adı olan 303, ilk başta kulağa çok bir çağrışım yapmasa da filmdeki eski karavanın markası. Bu da demek oluyor ki karavan ile bir yolculuk ve onun içinde geçen romantizmi izliyoruz bu filmde.

Hans Weingartner‘ın son yıllarda en başarılı filmlerinden biri. Filmdeki hava adeta izleyicileri de tatlı bir seyehate sokmuş gibi hissettiriyor.

 

Neler yaşanıyor konusu ne biraz da bundan bahsedelim

Almanya’da yaşayan June, 24 yaşında bir biyoloji öğrencisidir. Portekiz’deki erkek arkadaşı Alex‘in yanına gitmek için Berlin’den karavanına atlayan June bir dinlenme alanında Jan‘a rastlar aynı yöne gideceklerinden kabul eder ve onu karavanına alır. Jan ise babasının yanına gitmeye yola koyulan fakat internetten tanıştığı arkadaşları tarafından ekilince tek başına yollarda kalmış, sevgilisinden yeni ayrılmış 24 yaşında bir gençtir.  Siyasal bilimler okumaktadır. Yolculuk sırasında birbirlerinden etkilenmeye başlayan çift başta anlaştıkları yolculuk planını daha da genişleterek güzel bir Avrupa turuna çıkarlar. Bu da bize Avrupa’nın kırsal yollarında ve mekanlarını görme fırsatı verir.

 

Yol boyunca bu çiftin kendine özgü kişiliklerini, fikirlerini birbirlerine aktardıklarını izliyoruz.

Filmin başlarında bu iki gencin birbirlerinden etkileneceğini ve bir aşk hikayesine dönüşeceğini hissediyorsunuz. Ancak bu sandığınız kadar hızlı ilerlemiyor. Başlarda bir olay yüzünden aralarında anlaşmazlık çıkıyor, kimyaları tam uyuşmuyor. Zamanla birbirine daha da alışan çift sokakları caddeleri şehirleri ve ülkeleri geçerken buluyor kendini.  Oldukça yavaş ve arkadaşça geçen birbirini tanıma evresi çok ama çok naif bir yakınlaşma doğuruyor bu ikisi arasında. Müziklerin de iyi oluşunun burada payı olduğunu söyleyeyim.

Ekonomi, sosyoloji, günlük yaşam ve felsefe siyaset, tarih ve aşk konularında yol boyunca konuşan zaman zaman fikir ayrılıklarına varan bu çift, seyirciye de bu konular üzerinde düşünme, empati kurma imkanı vermiş. Gerçekten güzel repliklerin olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Filmdeki sahneler, kullanılan renk paleti de muazzam.

Bu filmi niye bu kadar beğendim?

Film, öncelikle bir yolculuk filmi ve aşk konulu bu ikisi bile beni içine çekmeye yetiyor. Öte yandan başrol karakterimiz Jan’ın (Anton Spieker) June’a (Mala Emde) olan içten ve samimi yaklaşımı beni çok ama çok etkiledi. Yardımsever oluşu, empati kurması ve ne olursa olsun June’ı yalnız bırakmayacak gibi hissettirmesi, sabırla beklemesi filmde beni etkileyen şeylerdi kesinlikle. Son zamanlarda hayatımda çok istediğim şeylerden biri bu dolu dolu, huzurlu ve doyurucu bir şekilde diyolog kurabileceğim yegane insanın varlığıyla uzun bir yolculuğa çıkmak. İzlerken empati yapınca gerçekten çiftin yerinde olmak istiyorsunuz.

Son olarak

2.5 saat olsa da sıkılmadan izlettiren, anlamlı diyologlarla dolu, insanı bambaşka yerlere götüren bir film 303. Sadeliği, aşka dair saf bir bakışı ve empati kurdurtan bu filmi çok beğendim. Puanım 8.5/10 bu filme. İzlemenizi tavsiye ederim.

Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Yine bir aşk filmi olan A Short Film About Love hakkında yazdığım yazıyı da okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.